Sabır çoğu zaman yanlış anlaşılıyor. Dışarıdan bakınca sadece beklemek, susmak, hiçbir şey yapmamak gibi görünüyor. Ama aslında öyle değil. Sabır daha çok içeride yaşanan bir şey. Sessiz, görünmeyen ama insanın içinde yavaş yavaş büyüyen bir şey.
Hayatın bazı dönemleri var.. Çok çabalarsın ama hiçbir şey hemen olmaz. Beklersin. Bir haber bekler gibi, bir şey olacakmış gibi… ama olmaz. O arada insan ya kendini hırpalar ya da yavaş yavaş sabrı öğrenir.
Ben sabrı en çok “henüz değil” denilen zamanlarda anladım.
Sabır, her şeyi kabullenmek değil aslında. Susup içine atmak hiç değil. Vazgeçmek de değil. O zaman sabır ne? Daha çok, fırtınanın içinde kaybolmadan durabilmek gibi.
Üzülürsün, yorulursun, bazen hiçbir şey yolunda gitmez. Ama yine de “bu da geçecek” diyebilmektir.. Sanırım ezildikçe sertleşmektir.
Eskiden sabırlı olmak bir seyden hiç etkilenmemek gibi gelirdi. Ama öyle değilmiş. Sabırlı olmak, etkilenirken bile devam edebilmekmiş. Kırıldığında tamamen dağılmamakmış. Yorulduğunda kendini bırakmamakmış.
Sabır dışarıda görünen bir şey değil. insanın içinde, insanı sessizce olgunlaştıran bir güç..