İnsan bazen neden bu kadar yorulduğunu tam anlatamaz. Sanki ortada tek bir sebep yoktur ama içinde biriken bir şey vardır. Çalışır, uğraşır, elinden geleni yapar… yine de içi tam dolmaz. Bu tembellik ya da isteksizlik değil aslında. Daha çok, verdiğin emeğin karşılığını hissedememek gibi bir şey.

İnsan çalışırken sadece iş yapmaz. Bir yandan kendini de koyar ortaya. Zamanını, enerjisini, bazen hayatını.. Ama bütün bunlara rağmen “görülmediğini” hissettiğinde, yaptığın şey yavaş yavaş anlamsızlaşmaya başlar.

Bence en yorucu şey de bu. Çok çalışmak değil, emeğinin karşılığını hissedememek. Bir süre sonra zihnim ne yapsam yetmeyecek galibamdemeye başlıyor. Ve bu düşünce insanı gerçekten içten içe yoruyor.

Adalet olmayınca sadece iş değil, insanın içi de bozuluyor gibi. Sürekli veren ama karşılığında bir şey hissetmeyen insan, belki bir makine.. bir noktadan sonra kendini sadece çalışan biri gibi görmeye başlıyor.

Zamanla iş bile bir anlam taşımamaya başlıyor. Sadece yapılması gereken bir şey gibi… Ve insan artık yaptığı işe değil, nasıl muamele gördüğüne takılıyor. Çünkü asıl kırılma orada oluyor.

Şunu da fark ettim.. bu his bazen çok yanlış yorumlanıyor. İnsan “yoruldum” dediğinde bile tembellik sanılıyor. Ama çoğu zaman bu sadece çok uzun süre yük taşımış olmanın sonucu.

Her şeyin başı şu: insan emeğinin boşa gitmediğini hissetmek istiyor. Bu olmadığında, sadece iş değil, insanın kendisine de yabancılaşıyor.

Belki de çözüm daha çok çalışmak değil… biraz da “ben burada ne yaşıyorum?” diye dürüstçe bakabilmek ve bırakacak kadar cesur olabilmek.